Blog

Reklam

Elon, 28 Haziran 1971’de, Güney Afrika’nın başkenti Pretoria’da Kanadalı annesi Maye ve Güney Afrikalı babası Errol’un oğlu olarak dünyaya geldi.

Elon, sürekli gözlerini bir noktaya sabitleyen ve asla konuşmayan bir çocuktu. Ailesi onun çok uzun bir zaman sağır sandı. Ancak çok sonra anlaşıldı ki, Elon sadece hayal kuruyordu. Annesi bu konuyu şöyle özetleyecekti yılla sonra: “Sanki zihni başka bir evrene geçiş yapardı. Bu konuda artık üzerine gitmiyorum çünkü böyle zamanlarda yeni bir roket ya da benzer bir şey tasarladığından emin oluyorum“.

Einstein 1879 yılında Güney Almanya'nın Ulm şehrinde sıradan bir çocuk olarak dünyaya geldi. Küçük bir elektro-kimya fabrikasının sahibi olan babasıyla, klasik müziğe meraklı annesi, Einstein konuşmaya geç başladığı için oldukça tedirgin olsa da daha sonra bunun ne kadar gereksiz olduğunu anlayacaklardır.

Kariyeri boyunca “Hayvan Mezarlığı”, “Kujo”, “Sadist” gibi birçok korku romanına imza atarak ülkemizde de hatırı sayılır bir hayran kitlesi oluşturan King’in, bunun yanında masalsı bir fantezi kitabı olan “Ejderha’nın Gözü” ve “Kara Kule” gibi eserleri en çok ilgi görenler arasındaydı.

Serdar Karagöz, 25 Mayıs 1981’de, Sakarya’da dünyaya geldi. Liseyi Kartal Anadolu İmam Hatip Lisesi'nde tamamlayan Karagöz, üniversite lisans eğitimini ise İstanbul Bilgi Üniversitesi Siyaset Bilimi Bölümünde aldı.Karagöz, öğrencilik yıllarında üniversite bünyesinde Sosyal Bilimler Kulübünü kurdu. Ayrıca burayı kısa sürede entelektüel bir platforma dönüştürdü. Her düşünce ve fikrin özgürce tartışıldığı kulüp çatısında pek çok seminer ve atölye çalışmaları organize etti. 28 Şubat Türkiye’sinin yasaklarına, düşünce, inanç ve yaşam tarzına yönelik baskılara arkadaşları ile birlikte direndi.

Lütfullah, 1963’te, Çanakkale’nin Biga ilçesine bağlı Balıklıçeşme’de dünyaya geldi. Çocukluk yıllarını İzmir Bergama’da geçirdi. Taşrada dünyaya açılmış gözlerle başlayan şu hayatın, yıllarca Roma’da yaşayıp, Türkiye’de üst düzey bir görevde bulunup, sonrasında Vatikan’da Büyükelçi olmaya kadar uzanacağını o dönemde tahmin edebilmek elbette mümkün değildi.

Neler yaşamış, yaşadıklarını aktarırken üzerimde anlamlandıramadığım bir yorgunluk hissi var. Çocukluk travmasından sonra sert, bazen kavgacı, ama özünde sonsuz sevgi dolu bir adama dönüşmüş sanki. Annesinden nefret edip, sonunu babası gibi yazan bir adam o. Zıt duygular nasıl da bir arada insanın içini kemiriyor, sonunda nasıl da ailemize dönüyor ve hatta dönüşüyoruz…

27 Ekim’de yayımlanan Resmi Gazetenin bildirisi üzerine 39 ilin valisi değişti. Gaziantep Valisi Ali Yerlikaya ise, İstanbul Valiliği’ne atandı.Ali Yerlikaya, 11 Ekim 1968’de Konya’da dünyaya geldi. Liseden mezun olana kadar doğduğu şehirde kalan Yerlikaya, yükseköğrenimi için ayrıldı. 1989’da İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Kamu Yönetimi Bölümü’nden mezun oldu.

Hulusi; kelime anlamı olarak “Saf, halis, içi temiz, içten, candan” manasına geliyor. Sanki canım Hulusi Kentmen’in ailesi nasıl bir çocuk, nasıl bir genç, nasıl bir baba, nasıl bir tonton olacağını önceden sezmiş de adını ona göre koymuş.

Sabahattin Ali, Türk Edebiyatı’nda özel bir yer edinmiş o güzel adamlardan biri. Toplumcu gerçekçi yazarlardan biri olarak kabul görmüş. Kürk Mantolu Madonna’yı, sonra İçimizdeki Şeytan’ı Kuyucaklı Yusuf’u yazdı ve hepsi Türk Edebiyatının önemli yapı taşlarından biri oldu. Özellikle Kuyucaklı Yusuf, 100 Temel Eser’den biriydi.

Okumak da yazmak da hayati telaşeleri arasında yer aldı hep. Yemek yer gibi, su içer gibi okudu ve onu güldüren, ağlatan, kızdıran, sevindiren ne kadar duygu varsa, hepsini bir araya toplayıp yazdı. Başka türlüsü mümkün olamazdı…

Oyunculuğunun yanında Engin Cezzar’a duyduğu vefalı aşkla tanıdı onu Türkiye. Tabii ki onun daha çok oyuncu kimliği ile ilgileniyoruz, ama o, aynı zamanda bir kadın çok severse neleri aşabileceğinin, ne çok şeyle birlikte yaşamayı öğrenebileceğinin örneklerinden. Bir de yaşı olmayan bir kadın. Hoş, kendisinin de dediği gibi: "Sanatçının yaşı yoktur". Gözlerinden hiç silmediği kalemi, son 20 yıldır tepesinde minicik topuzuyla her yaşında gencecikti...

Yaşamını “Hamdım, piştim, yandım” sözleriyle üç kelimede özetleyen, ama üzerine kitaplar yazılabilecek derinliği olan adam, Mevlana Celaleddin Rumi.

Diğer bütün sufiler gibi Mevlana’nın da öğretisinin temelinde tevhid düşüncesi vardı ve tüm bilgi ağı bunun üzerine kuruluydu. Rabb’ine duyguğu aşkla bir ömür geçirdi ve bunu ön plana çıkardı. Tasavvufa babadan, dededen gelen bir yürekle gönül verdi… Aşkla doldurduğu yüreğine dokunan, aynası olabilen o insanla, Şems’le, dünyada karşılaşabilecek kadar da şanslıydı…

Resim denildiğinde kafasında koca güllerle bezeli figürüyle hemen akla gelen, "Bir ressam olarak doğdum" diyecek kadar kim olduğunun farkında ve "Bir fahişe olarak doğdum" diyecek kadar da cesur, hayatı mücadeleyle geçmiş bir kadın, Frida Kahlo.

Meziyetlerini saymakla bitiremeyeceğimiz toplumumuzun yetiştirdiği en özel değerlerden biri olan adam, Barış Manço. Kendisine yaşadığı süre içinde fazla kimlik yapmış, unutulmazlar listesine adını altın harflerle yazdırmış o.

Başörtüsü sorunu denilince Türkiye’de akla gelen ikonik isim, inandıkları uğruna savaşmayı seçen kadın, Merve Kavakçı.
Ailesinden aldığı meşaleyi soluk almadan oradan oraya sürükleyerek götürdü. Belli ki öğrendiğin şeyler uğruna savaş, bazen insana aileden kalan bir miras gibiydi. Merve de anne ve babasının savaşını bir nevi devam ettirdi.
Çocukken bunca şey yaşayacağını ya da ikonik bir şekilde bir nesneyle bağdaşacak bir adının olacağını elbette bilmiyordu. Ama bir dönemin, kadının kafasının içindekiler değil de dışında ne taşıdığıyla ilgilenişi, işte bu hayat hikayesini doğurdu…

Beş büyüğün izinde günler geçirmek üzere Masaai Mara Milli Koruma Alanı’ndayım. Dürbünüm her an elimde ama 20 yılı aşkındır safari rehberliği yapan şoförümüz Peter, her türlü canlıyı çıplak gözlerle daha iyi tespit ediyor. Akbabalar, babunlar, zebralar; zürafalar, aslanlar, filler; timsahlar, çitalar, hipopotamlar… Günlerim, belgesellerde izlemeye alışkın olduğum sahnelerin gözlerimin önünden bir bir akmasıyla geçiyor. Afrika’da safari yapmak bir ömür boyu hatırlanacak deneyimlerle eve döndürüyor.

DİKA’nın 2018 Yılı Mali Destek Programları olan “Ekonomik Altyapının Geliştirilmesi” ile “Kentsel Altyapının İyileştirilmesi” programları kapsamında Mardin’den destek almaya hak kazanarak uygulama aşamasına geçilen 12 proje ve Güneydoğu Anadolu bölgesinde hayata geçecek toplam değeri 40 milyon TL olan yatırımlar için imzalar atıldı. Mardin Valisi ve Büyükşehir Belediye Başkan vekili Mustafa Yaman, DİKA Genel Sekreteri Yılmaz Altındağ, ilçe kaymakamları ve kurum amirlerinin katılımı ile projeler basına tanıtıldı.

Eskişehir Organize Sanayi Bölgesi'nde üretim yapan bir beyaz eşya yan sanayi firmasının sahibi de olan Özaydemir, AA muhabirine, Türkiye'nin Çin'den sonra dünyanın ikinci büyük beyaz eşya üreticisi ülke olduğunu belirtti. Türkiye'de 2016 yılında 26 milyon "kurutma, çamaşır ve bulaşık makinesi, buzdolabı, derin dondurucu ve fırın"dan oluşan ana beyaz eşya ürünü üretildiğini kaydeden Özaydemir, şöyle konuştu:

Akciğer, kalp, böbrek, karaciğer, şeker hastalığı gibi bağışıklığı bozan kronik hastalıkların kontrol altında tutulması önemlidir. Sigara ve alkolün bırakılması, ağız ve mide içeriğinin solunum yollarına kaçmasına neden olan risk faktörlerinin azaltılması gereklidir.

Erkeklerde karın, bayanlarda karın, bacak ve basen en çok problemin yaşandığı bölgelerdir. Genellikle istenen kiloya inildikten sonra bile bölgesel sorunlar devam edebilir. Yapılan düzenli egzersizler çözüm getirmiyorsa ek bir yönteme ihtiyaç var demektir.
Mezoterapi, karboksiterapi, radyofrekans bölgesel zayıflama amacıyla kullanılan yöntemlerdir.

Peki yeşil alanların azalması bizleri fiziksel ve ruhsal anlamda nasıl etkiliyor? Astım, depresyon gibi hastalıkların nedeni gerçekten şehir hayatı mı? Bir fabrika mı, yoksa park mı daha değerli? Bu soruya “kesinlikle park” yanıtını veren bir isimle konuştuk. Dr. Mathew White, İngiltere'deki Exeter Üniversitesi'nden bir çevre psikoloğu. Çevre ve insan sağlığı arasındaki ilişkiyi yıllardır araştırıyor. İngiliz hükümetine bu konuda danışmanlık yapıyor. Kendi hükümetine sunduğu önerileri bizlere anlattı, özellikle “kentsel akupunktur” projesi hayli dikkat çekici.

Peki ağız kokusundan kurtulmak mümkün mü? İşte ağız kokusundan kurtulmanın yolları ...
1- Yumuşak diş fırçası değil orta sertlikte diş fırçası kullanılmalıdır.
2- Bakteri plakları ve yiyecek artıklarını temizlemek için dişler günde en az iki defa fırçalanmalı ve her gün diş ipi kullanmalıdır.
3- Ağız kokusunun nedenlerinden biri de dildeki tabakalaşmadır. Bu nedenle dilimizi fırçalamayı alışkanlık haline getirmemiz gerekmektedir. Dişleri fırçalayarak ağız kokusunun %20’sinden, dil fırçalayarak ağız kokusunun yüzde 80’inden kurtulabilirsiniz.

ARTIK GURURLA YÜRÜYOR...
İHA'nın haberine göre; Sümbül'ün dramını izleyen ve yardım elini uzatan bir doktorun uyguladığı tedavi sonrası 2 ayda hastalığından büyük oranda kurtulan Sümbül, hayata şimdi dört elle sarıldı. Vücudunun neredeyse tamamını ve yüzünü kaplayan kalın sedef derisinden kurtulan Sümbül, yeni görünümüyle insanların arasında utanmadan ve gururla yürüyor.

Mide küçültme ameliyatı nedeniyle mağduriyet yaşayan vatandaşlar, TBMM Dilekçe Komisyonu’na başvurdu. Yaşanan ölüm olaylarına vurgu yapılan başvuruda, “mide küçültme ameliyatlarında vatandaşların yanlış bilgilendirilmesinin önlenmesi, hekim hatalarının azaltılması, kar amacı güderek hasta mağduriyetine yol açanların cezalandırılmasına yönelik önlemlerin alınması için gerekli araştırmanın yapılması” istendi.

Tartışmalara neden olan açıklamaları ve çarpıcı önerileri ile gündeme gelen İç Hastalıkları ve Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Canan Karatay, bu kez modern ve cüce olarak tabir edilen buğdayın tüketimiyle hastalıkların arttığını söyleyerek, modern buğdaydan yapılan ekmeğin tüketilmemesi gerektiğini söyledi.

ABD'de yapılan bir araştırma, 45 yaşından sonra baba olanların bebeklerinde görülen sağlık sorunlarının erken yaşta baba olanların bebeklerine kıyasla daha fazla olduğunu ortaya koydu.

Oymundo Nedir ? Oymundo Ne zaman çıktı ? Oymundo kimin ? Oymundo Ücretli mi ? Hakkında daha detaylı bilgi için çok az daha beklemeliyiz ve yakında açıklanacak olan detayları buradan sizlerle paylaşacağız .www.FiBiBA.com adresinden yayın yapan bu internet sitesini kullanmadan önce lütfen kullanım şartlarını dikkatle okuyun. FiBiBA.com internet sitesini ziyaret etmek ve kullanmakla, sitenin kullanım şartlarını kabul etmiş sayılırsınız. İlanınızla ilgili yayından kaldırılma ya da düzenleme taleplerinizi her ilanın içinde bulunan BU İLANI GÜNCELLE Formu ile yapabilirsiniz. Talebinize En geç 24 saat içinde cevap verilecektir.

13. yüzyıla ait bir Selçuklu eseridir.
Vali Haşim İşcan parka “Karaalioğlu” ismini vermek suretiyle bahçe sahibi ile kamulaştırma sorunu çözdü.Antalya Kent Müzesi’nin “Karaalioğlu Parkı” üzerine araştırmaları var. “Karaalioğlu Parkı” ile ilgili hazırlanan kitapta şu bilgiler veriliyor: “20. Yüzyılın ilk yıllarına gelinceye değin Karaalioğlu Bahçesi bir mesire yeriydi. Bahçenin Yenikapı tarafında, sırasıyla Leski Kahvehanesi, Attalos Kulübü, Nocera Sineması, Rum Cemaati’ne ait AgiaPantaleimon Kilisesi ve Rum Mezarlığı bulunuyordu. Leski Kahvehanesi Cumhuriyetin ilk yıllarında Vatan Kıraathanesi, Nocera Sineması ise Leyla Sineması adını almış. AgiaPantaleimon Kilisesi de Türk Ocağı binası olarak kullanılmıştır.
Bir dönem valilik binası olarak kullanılan ve Atatürk'ün Antalya'ya ziyaret edeceği haberi üzerine Antalyalıların birkaç günde içini temizleyip döşeyerek, Atatürk'e hediye ettikleri yirminci yüzyılın başlarına tarihlenen Atatürk Evi, iki katlı, üzeri kiremit çatı, taş bir yapıdır.
bugün ülkemizde en geniş alana yayılan hayvanat bahçesi olmasa da, hayvanlar için sağlanan doğal ortam şartları göze alındığında en başarılılar arasında belki de liste başı. Bunun haricinde parkın doğal yapısıyla park içerisinde yer alan yapay-doğal su kaynakları ve ufak şelaleler, bir müzede geziyor hissinden daha çok size hayvanların doğal ortamına yaptığınız bir gezinin içerisindeymiş hissini vermekte oldukça başarılı.
bir zamanlar Pamfilya Bölgesine başkentlik yapmış antik bir kenttir. Şehirdeki akropolisin Tunç Çağı döneminde kurulduğu düşünülmektedir.
Antalya Oyuncak Müzesi 23 Nisan 2011'de açılan ve Antalya Büyükşehir Beledeyesince işletilen müzedir.
SANDLAND (Antalya Kum Heykel Müzesi) devasa boyutlarda yüzlerce kum heykelin sergilendiği, alan genişliği, katılan sanatçı sayısı ve kullanılan kum miktarı gibi özellikleriyle dünyanın en büyük kum heykel etkinlikleri arasında yer almaktadır. TC Kültür ve Turizm Bakanlığı, Antalya Valiliği, Antalya Büyükşehir Belediyesi, Türk Hava Yolları tarafından desteklenen etkinlik Global Design Art Works tarafından düzenlenmektedir.
Müzede Anadolu'nun en eski yerleşmesi olan Alt Paleolitik Çağ'dan Roma Devri'ne kadar olan dönemi kapsayan bir koleksiyon ve Anadolu'da Osmanlı kültürünü yansıtan bir etnografya koleksiyonu sergileniyor.

Sayfalar

- Sponsorlu Bağlantılar -